Apr 14, 2012

KIRMIZI


Severim her yere birazcık kırmızı serpiştirmeyi...  En çok kırmızı rujumu ve ojelerimi, kırmızı ayakkabılarımı, kırmızı meyveleri, kırmızı gökyüzünü, kırmızı Ay’ı, kırmızı ağaçları, kırmızı taşları, kırmızı toprağı severim.
İlginç bir renktir kırmızı! Belki de bu yüzden severim onu. Her duyguyu kucaklar: Aşkın, mutluluğun, utancın, şehvetin, günahın, tutkunun, öfkenin, cesaretin sembolüdür kırmızı.  
Kan kırmızıdır. Bir şeye çok kızınca yüzü kızarır insanın. Belki de bu yüzden Roma mitolojisinde savaş tanrısı Mars kırmızıyla anlatılır. Öfke ve kan olmadan savaş olmaz. Cesaretin ve kendini feda etmenin rengi kırmızı savaş alanında nice kana bulanmış insan arasından nice kahramanlar yaratmıştır.  Bazı Afrika toplumlarında yasın sembolü olması da bu yüzdendir belki de, öfke ve kan ölümü getirir beraberinde... Devrimin rengi olması da bu yüzdendir belki? Kan dökülmeden, cesaret ve tutku olmadan köklü bir değişim olabilir mi?
Şeytan da kırmızıdır. Suç ve günahın da rengi kırmızı çünkü… Ateşin ve korkunun da…
Şehvetin ve aşkın rengidir bir de. Hindistan’da gelinler bu yüzden kırmızı giyerler belki de. Ya da Çin’de doğurganlığın ve ihtirasın rengi olmasının nedeni de... Belki de fuhuşun rengi olması da…
Ama ben en çok tutkunun rengi olduğu için severim kırmızıyı. Güçlüdür tutkular! Bütün duygu ve düşüncelere hakim olabilirler.Tutku olmadan hiçbir şey olmaz. Tutkulu aşklar ondan vardır belki de. Ama dikkatli olunmalıdır; tutku bir şeyi/birini en iyisi yapabilme gücüne sahip olduğu kadar bir anda yok etme gücüne sahiptir. Mutluluğun ve aşkın alevleri nefretin, yok olmanın ve ölümün alevlerine dönüşür bir anda; geriye de sadece bunların hepsi olan kırmızı kalır.