Kadınlar en parlak dönemlerini ilk çağda yaşamışlar. Fiziksel güç
bakımından erkeklerden daha şanssız olsalar da erkeklerle eşit haklara sahip,
onlarla beraber aynı işleri yapan bireylermiş. Yerleşik hayata geçtikçe ve din kavramı
da hayatlarına girdikçe gittikçe aşağılanan, küçümsenen ve zaman geçtikçe
düşünmeyen, cinsellik dışında üretmeyen ve küçümsenen bir kimliğe bürünmeye
başlamışlar. ‘Sosyal’ toplum ve ‘din’ toplumu olma, erkek egemenliğini de
beraberinde getirmiş ve ilk çağın en ilkel insanında var olan eşitlik kavramı
yok olmaya başlamış. Uzun süre erkek egemenliğinde yaşayan kadın yavaş yavaş
bundan kurtulmaya en ilkel zamanlarda (bile) var olan haklarını geri almaya
çalışmaya başlamış; hukuksal, politik, sosyal ve cinsel ayrımcılığa karşı
çıkmaya başlamıştır. ‘Kadın hakları’ diye bir kavram oluşmuş. Kadın haklarını
koruyan erkek ‘modern’ erkek oluvermiş. Aslında o modernlik diye adlandırılan
şeyin modernleşmek değil de ‘ilkelleşmek’ olduğunun farkına varmadan; zira ilk
çağ toplumlarında görülen eşitlik anlayışına geri dönülmeye başlanmıştır
(/çalışılmıştır). Peki, aslında hiç olmaması gereken, nerden ve nasıl geldiği
bilinmeyen ‘kadın hakları’ kavramı nasıl yaratılmıştır? Kadının ‘insan’ olarak sahip olduğu bir şey nasıl olup
da ‘hak’ haline gelmiştir?
Hakkını
koruyan/korumaya çalışan kadına da zamanla küçümseyici bir tavırla ‘feminist’
denmeye başlanmış. Feminizm, kadın haklarını
korumak, her alanda kadın-erkek eşitliğinin olması için çalışmak demektir; ama
feministler erkekler tarafında erkek düşmanı ilan edilip erkeklerden nefret
eden bir grup lezbiyen gibi algılanmaya başlanmıştır. Pek çok kadın da kendini
ezdirmemek adı altında kendi modern kadınını yaratmaya çalışmış ama pek çoğu
başarılı olamamıştır. İlişkilerde olması gereken karşılıklı fedakarlık, anlayış, sabır, saygı ve sevgiyi her iki
taraf da farklı nedenlerle birbirinden esirgemeye başlamıştır. Ekonomik
özgürlüğünü ilan eden kadın, elde ettiği para ve statü ile sabrını ve sevgisini
de kaybetmiştir. Ya ‘çocuk da yaparım kariyer de’ deyip her şeyi yapabileceğini
iddia etmiş (belki de bunu yapmaya zorlanmış) ya ‘ben modern ve özgür
kadınım’ deyip sağlıklı bir ilişkide olması gereken sabır, anlayış, saygı ve
empatiyi yok edip kendini yalnızlığa mahkum etmeye ya da bütün fedakarlıkları tek başına üstlenip hayat boyu mutsuz olmaya başlamıştır. Bundaki tek
sorumlu elbette yalnızca kendisi de değil her şeyi yapmasını bekleyen ailesi ve
en başta da birlikte olduğu insan olmuştur. İyi bir sevgili/eş, işinde başarılı bir kadın, mükemmel bir anne,
vefalı bir evlat, iyi bir arkadaş, herşeye koşturan bir kardeş, kendine saygı
duyan bir kadın olma rolleri arasında sıkışıp kalıp hepsini ‘iyi’ yapmak için
anlamsız, gereksiz ve nafile bir çaba sarfetmiştir.
Kadın kendini yeniden
yaratma çabası içindeyken erkek de değişen zamana ayak uyduruyormuş gibi
görünerek ‘modern’ erkek olmuştur. Hastayken sevgileme/karıma bakarım, bulaşık
yıkarım, salata yaparım,
markete gider birkaç eşya taşırım diyerek kadına istediği eşitliği verdiğini
iddia etmektedir. Eşit olmanın sadece hastayken eşine/sevgilisine yardımcı
olmakla ya da birkaç kiloluk poşetleri taşıyarak olmayacağının farkında bile
değildir. Sahiplenmekle sahip çıkmak arasındaki farkı anlayamamıştır!! Her
zaman bütün işlerin bölüşülmesi gerektiğini ve en önemlisi de her iki tarafı da
ilgilendiren kararları alırken herkese adil davranmaya ve bencillikten uzak
durarak orta yolu bulmaya çalışmanın sağlıklı bir ilişkinin vazgeçilmezi
olduğunu kavrayamamıştır. Kendinin olduğu kadar beraber olduğu kadının da
istediği, sevdiği bir işte çalışması için bir çaba sarfetmeyip önce ben deyip karşılıklı
fedakarlık yapılması gerektiğini hiç düşünmemiştir. Ya ‘cool’ olduğunu zannedip
saygısız, duyarsız, kaba saba bir insan olmuş ya da aşırı korumacı bir tavırla
‘seven adam kıskanır’ diyerek kadının bütün özgürlüğünü elinden alan biri
olmuştur. Fikirlerine ve otoritesine
karşı çıkıldığında en eğitimlisinden en cahiline kadar modern ve modern olmayan
bütün erkekler hiç düşünmeden kadına şiddet uygulamaktadır. Hala en temel
ihtiyaçlardan biri olan cinsellik kadın için tabu, erkek içinse bir güç
sembolüdür. Her gün ezen, kızan, döven, söven, öldüren erkek; 8 Mart’ta, 14 Şubat’ta modern erkek olup
çiçek alıverir ve günün kahramanı olur..
Yani erkekler hödüklükle kadınlar
da feministlikle imtihanlarında sınıfta kalmıştır. Erkekler feminist olmayı
başarabilmiş olsalardı feminizm ve kadın hakları kavramları hiç olmayacaktı belki de!..