Mar 27, 2012

TÜRK ERKEĞİNİN HÖDÜKLÜKLE, TÜRK KADININ FEMİNİSTLİKLE İMTİHANI


           Kadınlar en parlak dönemlerini ilk çağda yaşamışlar. Fiziksel güç bakımından erkeklerden daha şanssız olsalar da erkeklerle eşit haklara sahip, onlarla beraber aynı işleri yapan bireylermiş. Yerleşik hayata geçtikçe ve din kavramı da hayatlarına girdikçe gittikçe aşağılanan, küçümsenen ve zaman geçtikçe düşünmeyen, cinsellik dışında üretmeyen ve küçümsenen bir kimliğe bürünmeye başlamışlar. ‘Sosyal’ toplum ve ‘din’ toplumu olma, erkek egemenliğini de beraberinde getirmiş ve ilk çağın en ilkel insanında var olan eşitlik kavramı yok olmaya başlamış. Uzun süre erkek egemenliğinde yaşayan kadın yavaş yavaş bundan kurtulmaya en ilkel zamanlarda (bile) var olan haklarını geri almaya çalışmaya başlamış; hukuksal, politik, sosyal ve cinsel ayrımcılığa karşı çıkmaya başlamıştır. ‘Kadın hakları’ diye bir kavram oluşmuş. Kadın haklarını koruyan erkek ‘modern’ erkek oluvermiş. Aslında o modernlik diye adlandırılan şeyin modernleşmek değil de ‘ilkelleşmek’ olduğunun farkına varmadan; zira ilk çağ toplumlarında görülen eşitlik anlayışına geri dönülmeye başlanmıştır (/çalışılmıştır). Peki, aslında hiç olmaması gereken, nerden ve nasıl geldiği bilinmeyen ‘kadın hakları’ kavramı nasıl yaratılmıştır? Kadının  ‘insan’ olarak sahip olduğu bir şey nasıl olup da ‘hak’ haline gelmiştir?
                Hakkını koruyan/korumaya çalışan kadına da zamanla küçümseyici bir tavırla ‘feminist’ denmeye başlanmış.  Feminizm, kadın haklarını korumak, her alanda kadın-erkek eşitliğinin olması için çalışmak demektir; ama feministler erkekler tarafında erkek düşmanı ilan edilip erkeklerden nefret eden bir grup lezbiyen gibi algılanmaya başlanmıştır. Pek çok kadın da kendini ezdirmemek adı altında kendi modern kadınını yaratmaya çalışmış ama pek çoğu başarılı olamamıştır. İlişkilerde olması gereken karşılıklı fedakarlık, anlayış, sabır, saygı ve sevgiyi her iki taraf da farklı nedenlerle birbirinden esirgemeye başlamıştır. Ekonomik özgürlüğünü ilan eden kadın, elde ettiği para ve statü ile sabrını ve sevgisini de kaybetmiştir. Ya ‘çocuk da yaparım kariyer de’ deyip her şeyi yapabileceğini iddia etmiş (belki de bunu yapmaya zorlanmış) ya ‘ben modern ve özgür kadınım’ deyip sağlıklı bir ilişkide olması gereken sabır, anlayış, saygı ve empatiyi yok edip kendini yalnızlığa mahkum etmeye ya da bütün fedakarlıkları tek başına üstlenip hayat boyu mutsuz olmaya başlamıştır. Bundaki tek sorumlu elbette yalnızca kendisi de değil her şeyi yapmasını bekleyen ailesi ve en başta da birlikte olduğu insan olmuştur. İyi bir sevgili/eş,  işinde başarılı bir kadın, mükemmel bir anne, vefalı bir evlat, iyi bir arkadaş, herşeye koşturan bir kardeş, kendine saygı duyan bir kadın olma rolleri arasında sıkışıp kalıp hepsini ‘iyi’ yapmak için anlamsız, gereksiz ve nafile bir çaba sarfetmiştir.
                Kadın kendini yeniden yaratma çabası içindeyken erkek de değişen zamana ayak uyduruyormuş gibi görünerek ‘modern’ erkek olmuştur. Hastayken sevgileme/karıma bakarım, bulaşık yıkarım, salata yaparım, markete gider birkaç eşya taşırım diyerek kadına istediği eşitliği verdiğini iddia etmektedir. Eşit olmanın sadece hastayken eşine/sevgilisine yardımcı olmakla ya da birkaç kiloluk poşetleri taşıyarak olmayacağının farkında bile değildir. Sahiplenmekle sahip çıkmak arasındaki farkı anlayamamıştır!! Her zaman bütün işlerin bölüşülmesi gerektiğini ve en önemlisi de her iki tarafı da ilgilendiren kararları alırken herkese adil davranmaya ve bencillikten uzak durarak orta yolu bulmaya çalışmanın sağlıklı bir ilişkinin vazgeçilmezi olduğunu kavrayamamıştır. Kendinin olduğu kadar beraber olduğu kadının da istediği, sevdiği bir işte çalışması için bir çaba sarfetmeyip önce ben deyip karşılıklı fedakarlık yapılması gerektiğini hiç düşünmemiştir. Ya ‘cool’ olduğunu zannedip saygısız, duyarsız, kaba saba bir insan olmuş ya da aşırı korumacı bir tavırla ‘seven adam kıskanır’ diyerek kadının bütün özgürlüğünü elinden alan biri olmuştur.  Fikirlerine ve otoritesine karşı çıkıldığında en eğitimlisinden en cahiline kadar modern ve modern olmayan bütün erkekler hiç düşünmeden kadına şiddet uygulamaktadır. Hala en temel ihtiyaçlardan biri olan cinsellik kadın için tabu, erkek içinse bir güç sembolüdür. Her gün ezen, kızan, döven, söven, öldüren erkek;  8 Mart’ta, 14 Şubat’ta modern erkek olup çiçek alıverir ve günün kahramanı olur..
                Yani erkekler hödüklükle kadınlar da feministlikle imtihanlarında sınıfta kalmıştır. Erkekler feminist olmayı başarabilmiş olsalardı feminizm ve kadın hakları kavramları hiç olmayacaktı belki de!..