Aug 15, 2012

Brüksel,Brugge; Belçika

Zamanlaması mükemmel olan ve inanılmaz eğlendiğim bir gezi oldu. İtiraf edeyim çok güzel şehirler olsalar da sanırım oralarda yaşamak istemezdim (Evet hala Prag’a aşığım). Yıllar sonra liseden en yakın arkadaşımla görüştüm, hafızamdan sildiğim ne kadar çok şey varmış! Neden kaçıp gitmişim tekrar hatırladım, çocukluğumu, kendimi, kararlarımı sorguladım; tam bir iç hesaplaşma ama bu başka bir yazı konusu.

Brüksel
Benim gibi çikolata delisi biri için, hatta çikolatayı sevmeyen birisi için bile tam bir cennet! Yapılacak turistik işlerden önce ben çikolatalardan bahsetmek istiyorum zira aklımda bir onlar bir de B. var J Rengârenk, ışıl ışıl görüntüleri; baştan çıkaran kokularıyla beni benden aldılar. Çikolata filminin bir sahnesinde (en sevdiğim filmler listesinde olmasına kimse şaşırmaz :D) sabah olunca adamın birini bütün gece çılgınca çikolata yedikten sonra zevkten çikolata dükkanının vitrininde sızmış bulurlar. Bir an o adamın yerinde olmak istedim, kendimi o lezzetten ötekine atıp dükkânın birinde çikolatadan sarhoş olup sızmak istedim… Bitter çikolataya olan tutkum malum, yeni favorim ise böğürtlenli ve zencefilli bitter çikolata, ne kadar da az almışım.. L Zaten Belçika denilince akla ilk gelen çikolatadır, siz de mutlaka en azından birkaç çikolatacı gezin ve bol bol çikolata depolayın. Ev yapımı çikolatalar oldukça pahalı ama birkaç dükkan gezince zevkinize ve paranıza uygun bir şeyler mutlaka bulursunuz. Hangisinden alırsanız alın çoğu çikolatada olan o tuhaf yapay yağ ve kakao tadı yok. İştahınızı çok da kabartmamak için öyle çok janjanlı bir fotoğraf eklemiyorum ;)

Kafamdaki Brüksel fikrine pek de uymayan bir şehirle karşılaştım aslında. AB’nin merkezi olması sebebiyle galiba ben daha düzenli, şık ve ciddi bir şehir görmeyi bekliyordum. Tatil zamanı olması nedeniyle diye düşündüm ilk önce ama öğrendiğim kadarıyla her zaman öyleymiş. Hayatımda gördüğüm en ağırkanlı ve iş yapmaktan hoşlanmayan insanlar kesinlikle Belçika’da yaşıyor. Bunda yan gelip yatmanın çalışmaktan daha karlı olmasının payı büyük galiba zira işsizlik maaşları çok yüksekmiş. Avrupalıların da Belçikalıları sevmemesinin varmış bir sebebi. Ha bir de sokağın ortasındaki tuvaletler çok fena kokuyor.Jesper’ın torpillisi olarak aslında turistik gezinin çok da yapılmadığı AP’suna girdim. Parlamento’da çalışan tanıdıkların olması pek güzelJ En iyi korunduğu iddia edilen bu bina son 4 yılda 3 kez soyulmuş, hem de girişteki güvenlik görevlileri… Neden kimseye turistik gezi için izin vermiyorlar belli oldu ;) Kısa bir gezinin ardından öğle yemeğimizi orda yedik, dışarıda 5-6 € olan çorba orda 60 Cent (Bu arada gezdiğim yerler arasında kesinlikle en pahalı olan Belçika.) Bizim Meclis’ten pek farklı değil yani. Sert bir kahveyle biraz politika tartışıp turist modumuza geri döndük. Kahveler inanılmaz sert ve ne derseniz deyin asla sade kahve alamıyorsunuz. Sade kahve içen ben şekerli ve sütlü kahveyle pek bir barışık oldum.
Brüksel’de merak ettiğim yerler vardı ama asıl amacım B ile vakit geçitmekti. Bütün gün deliler gibi gezip bolca vakit geçirdik ama yetmedi tabii L Gezilecek yerlere gelince: Aslında çok fazla şey olmasına rağmen bizim ilgimizi çekenler Magritte Museum ve Horta Museum idi. Sürrealizmi seven biri olarak Magritte’e gitmesem olmazdı, gerçi biraz hayal kırıklığına uğradım ama yine de sanat müzesi severler için iyi bir durak olabilir. Giriş öğrenci için 2 € . Bu arada Beliçika’da öğrenci kimliklerine hiç bakmıyorlar! Bende vardı kimlik ama 26 yaş sınırı var; neyse ki küçük gösteriyorum kimse kimliğe bakmadı. Aynı şeyi tren biletleri alırken de yapabilirsiniz ;) Mimariden hoşlananlar için Horta Museum mutlaka görülmeli. Art Nouveau’ya güzel bir örnek ve ben evdeki hangi detaya bakacağımı şaşırdım. Fotoğraf çekmeye izin vermiyorlar, ahh o tavan arasındaki aynayı ve merdivenleri bir çekebilseydim…


Gotik tarzdaki Grand Place’ı gezmek yapılacak en turistik işlerden biri. Bol bol fotoğraf çekip ordaki kafelerde biraz Belçika birası içilebilir. Ben white beer’ı pek sevdim. G. Place civarında biraz yürüyüp ara sokaklardaki dükkanları gezip meşhur kızarmış patateslerden yiyin, pek bir özelliği yok aslında ama güzel soslar var. Bir de G.P. civarında meşhur Manneken Pis heykelinde bir fotoğraf çekilin. Neden meşhur olduğunu anlamış değilim ama her şeyde bu minnacık çiş yapan çocuğu göreceksiniz.  Heykel gerçekten de minnacık bu arada dikkatli bakmazsanız geçip gidebilirsiniz! St. Michael and St. Gudula Cathedral da G.P’a yürüme mesafesinde ve Gotik tarzda güzel bir katedral. (Benim gibi Barok yerine Gotik tercih edenler için bire bir.) Burası kraliyet düğünlerinin ve cenazelerinin de yapıldığı yer. Brüksel’i şöyle tepeden bir görseydim derseniz Atomium’u mutlaka görün. Atom şeklindeki bu binanın en üstünde bir de restoran var. Birkaç atomda da sergiler var ve yürüyen merdivenler uzay mekiğinde gidiyormuş etkisi yaratacak şekilde ışıklandırılmış. Sergiler bilimsel nitelikte aslında ama pek de bilgilendirici değiller. Hedef kitle çocuklar mı acaba diye düşündüm ama anlatımlar da pek öyle değildi. Mimari olarak ilginç ve görülmeye değer. Uzun kuyruklar olduğu için erken saatte gitmekte fayda var. Atomium’un hemen yanında Avrupa’nın en ilgi çeken mekanlarının mini maketkerinin olduğu Mini Europe var, gitmedik ama merak edenler uğrayabilir. Aynı şekilde Comic Book Müzesi de ilginç olabilir.

Bira içip çikolata, waffle ve patates kızartması yemek dışında mutlaka ama mutlaka karides ve midye yiyin! Turistlerin pek bilmediği ama yerel halkın çok gittiği Bij Den Boer’e gittik biz ve her şey çok güzeldi. Verilen kolonyalı mendillerin üzerinde Türkçe yazması pek ironik oldu. Randevusuz yer bulmak imkansiz! Ha bir de bütün gece bizi kesen amcanın yanındaki teyzenin kıskançlık krizlerine girip sandalyenizi çekin gibi saçma bahanelerle bizi taciz etmesi var. Zaten sebebini anlayamadığımız bir şekilde her gittiğimiz yerde bize sırıtan insanların olması bir süre sonra pek sıkıcı oldu. Brüksel'deki en güzel yemekler nerede derseniz Jesper'da! Çok iyi bir evsahibiydi ve mükemmel yemekler yapıyor! Şimdiden özledim somonlarını, acaba bütün İskandinav erkekleri bu kadar güzel mi yapıyor?? 

Romantik şehir-Brugge
Brugge, zaman ve mekan kavramını unutabileceğiniz çok romantik bir şehir. Burada yaşayan insanları kesinlikle çok kıskandım, dünyanın en çirkin yapılaşmasının olduğu bir şehirde yaşamakla her gün şiir gibi şehre uyanmak arasındaki farktan bahsetmeyeceğim bile. Burada yapılacak en güzel şey ara sokaklara girip kaybolmak, gerçi tamamen kaybolma ihtimaliniz de zaten pek yok zira şehrin her yerinden görülen Belfry Tower’a bakarak yolunuzu bulabilirisiniz. 336 merdiven çıkmayı göze alırsanız da Brugge’u kuşbakışı görebilirsiniz :)  City Square’e (Grote Markt) gidip her şehirde olduğu biraz yürümek bol bol fotoğraf çekmek lazım. Basilica of the Holy Blood kesinlikle çok görkemli. Church of Our Lady’de Michelangelo’nun meşhur Madonna and the Child heykeliniz görebilirsiniz, klise kapalı olduğu için biz içine giremedik L Brugge’da kanal turu da çok güzel olabilir. Bu arada her yerde sergiler var, biraz daha vakti olanlar birini seçebilir, biz ordayken Picasso vardı J Dantelleriyle ünlü bu şehirde yapılacak en güzel şey en başta da söylediğim gibi sokaklarda kaybolmak…