Brüksel
Benim gibi çikolata delisi biri için, hatta çikolatayı sevmeyen birisi için
bile tam bir cennet! Yapılacak turistik işlerden önce ben çikolatalardan
bahsetmek istiyorum zira aklımda bir onlar bir de B. var J Rengârenk, ışıl ışıl görüntüleri; baştan çıkaran
kokularıyla beni benden aldılar. Çikolata filminin bir sahnesinde (en sevdiğim
filmler listesinde olmasına kimse şaşırmaz :D) sabah olunca adamın birini bütün
gece çılgınca çikolata yedikten sonra zevkten çikolata dükkanının vitrininde
sızmış bulurlar. Bir an o adamın yerinde olmak istedim, kendimi o lezzetten
ötekine atıp dükkânın birinde çikolatadan sarhoş olup sızmak istedim… Bitter
çikolataya olan tutkum malum, yeni favorim ise böğürtlenli ve zencefilli bitter
çikolata, ne kadar da az almışım.. L Zaten Belçika denilince akla ilk gelen çikolatadır, siz de mutlaka en
azından birkaç çikolatacı gezin ve bol bol çikolata depolayın. Ev yapımı
çikolatalar oldukça pahalı ama birkaç dükkan gezince zevkinize ve paranıza
uygun bir şeyler mutlaka bulursunuz. Hangisinden alırsanız alın çoğu çikolatada
olan o tuhaf yapay yağ ve kakao tadı yok. İştahınızı çok da kabartmamak için öyle çok janjanlı bir fotoğraf eklemiyorum ;)
Kafamdaki Brüksel fikrine pek de uymayan bir şehirle karşılaştım aslında.
AB’nin merkezi olması sebebiyle galiba ben daha düzenli, şık ve ciddi bir şehir
görmeyi bekliyordum. Tatil zamanı olması nedeniyle diye düşündüm ilk önce ama
öğrendiğim kadarıyla her zaman öyleymiş. Hayatımda gördüğüm en ağırkanlı ve iş
yapmaktan hoşlanmayan insanlar kesinlikle Belçika’da yaşıyor. Bunda yan gelip
yatmanın çalışmaktan daha karlı olmasının payı büyük galiba zira işsizlik
maaşları çok yüksekmiş. Avrupalıların da Belçikalıları sevmemesinin varmış bir
sebebi. Ha bir de sokağın ortasındaki tuvaletler çok fena kokuyor.Jesper’ın torpillisi olarak aslında turistik gezinin çok da yapılmadığı
AP’suna girdim. Parlamento’da çalışan tanıdıkların olması pek güzelJ En iyi korunduğu iddia edilen bu bina son 4 yılda
3 kez soyulmuş, hem de girişteki güvenlik görevlileri… Neden kimseye turistik
gezi için izin vermiyorlar belli oldu ;) Kısa bir gezinin ardından öğle yemeğimizi
orda yedik, dışarıda 5-6 € olan çorba orda 60 Cent (Bu arada gezdiğim yerler
arasında kesinlikle en pahalı olan Belçika.) Bizim Meclis’ten pek farklı değil
yani. Sert bir kahveyle biraz politika tartışıp turist modumuza geri döndük.
Kahveler inanılmaz sert ve ne derseniz deyin asla sade kahve alamıyorsunuz. Sade
kahve içen ben şekerli ve sütlü kahveyle pek bir barışık oldum.
Brüksel’de merak ettiğim yerler vardı ama asıl amacım B ile vakit
geçitmekti. Bütün gün deliler gibi gezip bolca vakit geçirdik ama yetmedi tabii
L Gezilecek yerlere gelince: Aslında çok fazla şey
olmasına rağmen bizim ilgimizi çekenler Magritte Museum ve Horta Museum idi.
Sürrealizmi seven biri olarak Magritte’e gitmesem olmazdı, gerçi biraz hayal
kırıklığına uğradım ama yine de sanat müzesi severler için iyi bir durak olabilir.
Giriş öğrenci için 2 € . Bu arada Beliçika’da öğrenci kimliklerine hiç
bakmıyorlar! Bende vardı kimlik ama 26 yaş sınırı var; neyse ki küçük
gösteriyorum kimse kimliğe bakmadı. Aynı şeyi tren biletleri alırken de
yapabilirsiniz ;) Mimariden hoşlananlar için Horta Museum mutlaka görülmeli.
Art Nouveau’ya güzel bir örnek ve ben evdeki hangi detaya bakacağımı şaşırdım.
Fotoğraf çekmeye izin vermiyorlar, ahh o tavan arasındaki aynayı ve
merdivenleri bir çekebilseydim…
Gotik tarzdaki Grand Place’ı gezmek yapılacak en turistik işlerden biri.
Bol bol fotoğraf çekip ordaki kafelerde biraz Belçika birası içilebilir. Ben
white beer’ı pek sevdim. G. Place civarında biraz yürüyüp ara sokaklardaki
dükkanları gezip meşhur kızarmış patateslerden yiyin, pek bir özelliği yok
aslında ama güzel soslar var. Bir de G.P. civarında meşhur Manneken Pis
heykelinde bir fotoğraf çekilin. Neden meşhur olduğunu anlamış değilim ama her
şeyde bu minnacık çiş yapan çocuğu göreceksiniz. Heykel gerçekten de minnacık bu arada
dikkatli bakmazsanız geçip gidebilirsiniz! St.
Michael and St. Gudula Cathedral da G.P’a yürüme mesafesinde ve Gotik tarzda
güzel bir katedral. (Benim gibi Barok yerine Gotik tercih edenler için bire
bir.) Burası kraliyet düğünlerinin ve cenazelerinin de yapıldığı yer. Brüksel’i
şöyle tepeden bir görseydim derseniz Atomium’u mutlaka görün. Atom şeklindeki
bu binanın en üstünde bir de restoran var. Birkaç atomda da sergiler var ve
yürüyen merdivenler uzay mekiğinde gidiyormuş etkisi yaratacak şekilde
ışıklandırılmış. Sergiler bilimsel nitelikte aslında ama pek de bilgilendirici
değiller. Hedef kitle çocuklar mı acaba diye düşündüm ama anlatımlar da pek
öyle değildi. Mimari olarak ilginç ve görülmeye değer. Uzun kuyruklar olduğu
için erken saatte gitmekte fayda var. Atomium’un hemen yanında Avrupa’nın en
ilgi çeken mekanlarının mini maketkerinin olduğu Mini Europe var, gitmedik ama
merak edenler uğrayabilir. Aynı şekilde Comic Book Müzesi de ilginç olabilir.
Bira içip çikolata, waffle ve patates kızartması yemek dışında mutlaka ama mutlaka
karides ve midye yiyin! Turistlerin pek bilmediği ama yerel halkın çok gittiği Bij
Den Boer’e gittik biz ve her şey çok güzeldi. Verilen kolonyalı mendillerin
üzerinde Türkçe yazması pek ironik oldu. Randevusuz yer bulmak imkansiz! Ha bir de bütün gece bizi kesen
amcanın yanındaki teyzenin kıskançlık krizlerine girip sandalyenizi çekin gibi
saçma bahanelerle bizi taciz etmesi var. Zaten sebebini anlayamadığımız bir
şekilde her gittiğimiz yerde bize sırıtan insanların olması bir süre sonra pek
sıkıcı oldu. Brüksel'deki en güzel yemekler nerede derseniz Jesper'da! Çok iyi bir evsahibiydi ve mükemmel yemekler yapıyor! Şimdiden özledim somonlarını, acaba bütün İskandinav erkekleri bu kadar güzel mi yapıyor??

Romantik şehir-Brugge
Brugge, zaman ve mekan kavramını unutabileceğiniz çok romantik bir şehir. Burada
yaşayan insanları kesinlikle çok kıskandım, dünyanın en çirkin yapılaşmasının
olduğu bir şehirde yaşamakla her gün şiir gibi şehre uyanmak arasındaki farktan
bahsetmeyeceğim bile. Burada yapılacak en güzel şey ara sokaklara girip
kaybolmak, gerçi tamamen kaybolma ihtimaliniz de zaten pek yok zira şehrin her
yerinden görülen Belfry Tower’a bakarak yolunuzu bulabilirisiniz. 336 merdiven
çıkmayı göze alırsanız da Brugge’u kuşbakışı görebilirsiniz :) City Square’e (Grote Markt) gidip her şehirde
olduğu biraz yürümek bol bol fotoğraf çekmek lazım. Basilica of the Holy Blood
kesinlikle çok görkemli. Church of Our Lady’de Michelangelo’nun meşhur Madonna
and the Child heykeliniz görebilirsiniz, klise kapalı olduğu için biz içine
giremedik L Brugge’da kanal turu da çok güzel olabilir. Bu
arada her yerde sergiler var, biraz daha vakti olanlar birini seçebilir, biz
ordayken Picasso vardı J Dantelleriyle
ünlü bu şehirde yapılacak en güzel şey en başta da söylediğim gibi sokaklarda
kaybolmak…
