Nov 28, 2012

Ben Eskiden Bir Hikayeciymisim...:)


(Sizden gelen sorular doğrultusunda ekleme : Sadece derslerde kelime/gramer öğretmek amaçlı anlattığım hikayeler hayal ürünü, size anlattıklarımın hepsi yaşanmış gerçek hikayelerdir. Kısa öyküler ise karmadır.:D )

         Birkaç gün önce kütüphanemi toplarken Akıl Oyunları serilerimi buldum. ‘Aaaa! Burdalarmış!’ dedim içimden... Aslında aradığım onlar değillerdi bile. Uzun zamandır sayılarla ve matık oyunlarıyla haşır neşir olmadığımı farkettim sonra... Sonra haftada bir gün mutlaka uğradığım, önünden her geçişte el salladığım, ‘senin dergi çıktı’ diye hatırlatan bir kitapçım olmadığını farkettim (Kitapçı olmaması meselesine dair yazı en kısa zamanda bulunacaktır ;) ) Kendime göre bir kitapçı bulsam da her hafta bir süre takılsam keşke... Bir de şu Akıl Oyunları alışkanlığına geri dönmem lazım en kısa zamanda! Sayıları özlemişim, bir de her şeyi unutur oldum bu aralar-sayılar kafamı boşaltsalar hiç fena olmayacak.
      Geçen hafta öğretmenler günüydü ve deli gibi bir  mesaj, mail, telefon trafiği yaşadım. Her sene bir sürü arayan olurdu ama bu sene herkes sözleşip aşka gelmiş sanki :) Mutlu olmadım mı? Oldum  elbette, hem de çok da asıl mesele o değil: ‘En çok eğlendiğim ve öğrendiğim dersti.’ demiş çoğu öğrencim, bir tanesi de eklemiş: ’Hocam hikayelerinizi çok özledim. Keşke yine öğrenci olsam siz yine hikayeler anlatasanız.’ Ben eskiden hikayeler anlatırdım! Ya kelime, ya gramer öğretmek için hepsi uydurma hikayeler...En son ne zaman hikaye anlattım diye düşündüm hatırlayamıyorum bile. Ya da neden artık anlatmıyorum? Neden sadece örnek bir cümleyle yetiniyorum?
      Sonra Mehmet’in telefonu... ‘Aklıma geldin ufaklık, öğretmenler günün kutlu olsun!’ Uzun zamandır konuşmamışız ama hani o zaman ve mekan ve mesafeler hiç araya girmemiş gibi olan konuşmalardan biri. Sonra o bana benimle ilk tanışma hikayesini anlattı hatırlıyo musun diye. Hatırlıyorum hatırlamasına da benim bilmediğim ne kadar da çok şey varmış: ‘Seninle ilk tanıştığımızda saçların iki yandan örgülüydü’ dedi.  Grubun en genci, en zayıfı, en ufağı... Köye yeni atanmış, her zaman neşeli ve köy meaceralarını anlatıp onları güldüren bir tip.  Aslında bir sürü hikaye anlatırmışım da onun en iyi hatırladıkları benim şu an pek azını hatırladığım 2 ay süren köy maceralarım olmuş. Hepsi gerçekti onların! Sadece bir süre tiyatro ile ilgilenmenin verdiği eski bir alışkanlıkla biraz dramatize edilmişlerdi o kadar :) İlk tanıştığımızda aklından bu kızla arkadaş olmak ne keyiflidir, sürekli insanı güldürür diye geçirmiş... Evet biz çok iyi arkadaş olduk sonra, o da bana en bunalımlı ve buhranlı zamanlarımda ağabeylik yaptı. Bunalımlı hallerimde ‘Seninle ilk tanıştığımda sen sürekli neşeliydin ve köy maceralarını anlatıp bizi güldürürdün. Ne bu depresif haller?!’ diye bana kızmanın sebebini ise yıllar sonra simdi anladım! *Bak seni de yazdım ;)
     Uzun zamandır hikayeler anlatmadım, anlatmamışım... Yüz yıllık tiyatrocu edasıyla kendimi rolüme kaptırıp hikayeler anlatmayı ne de severmişim yeni farkettim ;) Kimi gerçek kimi uydurma hikayeler... En son ne zaman anlattım diye düşündüm. Sanırım 1,5 ay önce gülmekten yüzümüzün Joker suratına döndüğü bir SPR gecesindeydi. Hepsi gerçekti o hikayelerin şahidim var ;) Gecenin sonunda ‘sen bir kitap yaz, kimse okumasa biz okur güleriz’ denilen bir gece... Bu işi çok da ciddiye almadım hiç, yanlış anlaşılmasın, böyle diyenleri değil de kendimi ciddiye almadığımdan. Bu işi gerçekten yapıp yapamadığımı bil(e)mediğimden...Bilindiği üzere arada bir şeyler karalarım; hep sadece 3 kişi içindir. Belki de şu hikaye işine geri dönmeliyim, körelmiş yaratıcılığım belki  az biraz düzelir ;) P.S. Okuruz okuruz deyip beni gaza getirip de okumayanın başına geleceklerden ben sorumlu değilim! ;)
      Eskide kalan başka alışkanlığım var mı şu an bilemiyorum. Belki de Timsah’ın dediği gibi sadece ‘çılgın’ olmam vardır. O da alışkanlık değil zaten :) Ama eskide kaldı, artık daha aklıllı uslu cici biciliyim ;)